Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button
Müjdelenen Peygamber

Müjdelenen Peygamber

Müjdelenen Peygamber*
Ahmed ü Mahmûd u Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem

“Nefsim kudreti elinde bulunan Allah’a andolsun ki sizden her biriniz beni, babasından da evladından da tüm insanlardan da daha çok sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.”

İlk insandan itibaren yeryüzünde yaşamaya başlayan insanoğlunun yaratılış gayesini unutmaması ve ona niçin ve kim tarafından yaratıldığını hatırlatmak için Yaratıcımız, Rabbimiz Allah Teala sayısını bilmediğimiz kadar peygamber göndermiş4/164, bunlardan sadece 25 tanesinin ismini Kur’an’da zikretmiştir.

Peygamberlik sıfatları, gönderilen kaynak ve onların hepsine şüphesiz inanmak bakımından bütün peygamberler aynıdır, aralarında fark yoktur2/285. Ancak, bir kısmı kendilerine verilen farklı özelliklerden dolayı diğerlerine üstün kılınmıştır2/253,17/55. Onlardan bazıları sadece nebidir, yani kendinden önce gönderilen peygamberin ve indirilen sayfa veya kitapların hükümleri üzerinde vazifelerini yapmışlardır. Bazıları ise hem nebi, hem de resuldürler; kendileri daha önce gönderilenleri kabul ettikleri gibi kendilerine ayrıca sayfa veya kitap gelmiştir.  Bazıları da, ulü’l-azim peygamberler46/35 olarak isimlendirilirler ki onlar, Nuh aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa33/7 sallallahu aleyhi vesellemdir.

Peygamberimiz son peygamber olarak gönderilmesine rağmen ruhen ilk yaratılan ve kıyamette de ilk diriltilecek olandır. Peygamberimize diğer peygamberlere verilmeyen özellikler verildiği gibi, diğer peygamberlerin öne çıkan özelliklerinin hepsi de yine peygamberimizde toplanmıştır. Bütün peygamberler ümmetlerine, eğer son peygamberin zamanına erirşirlerse ona tabi olmalarını ve ona inanmalarını haber vermiş ve istemiştir. İşte bu haber vermelerden birisini bizzat Kur’an bize haber vermekte; peygamberimizden önce gelen İsa aleyhisselamın da ismini zikrederek ‘Ahmed’ isminde bir peygamberin geleceğini haber verdiğini bildirmektedir61/6. İsa aleyhisselam da bizzat kendisi kıyametten önce tekrar yeryüzüne geldiğinde bir ümmet olarak peygamberimize tabi olacak ve Kur’an’ın hükümleri ile hükmedecektir.

Kur’an’da isimleri zikredilen peygamberlerin bir çoğu İsrailoğulları’na, kendi kavimlerinin içinden seçilerek gönderilmiş peygamberlerdi. İsrailoğulları’na, yani bizzat Yahudilere gönderilen son peygamber İsa aleyhisselam ise onların kavminden değildi. Onu kabul etmediler ve daha önce kendi kavimlerinden gelen peygamberlerden bazılarını öldürdükleri gibi İsa aleyhisselamı da öldürmek istediler ve ona ihanet ettiler. Bu sebeple yahudiler peygamberimizin geleceğini biliyorlardı, onun sıfatları İncil’de ve kendi kitaplarında yazılı olduğu için onu bekliyorlardı. O son peygamberin kendi kavimlerinden geleceğini umdukları için de Medine’deki Araplara üstünlük taslıyorlar, o peygamber gelince kendilerine üstün geleceklerini söylerek Arapları tehdit ediyorlardı.

Hristiyanlar da biliyordu onun geleceğini; hatta Selman-ı Farisi hazretleri  peygamberimiz Medine’ye geldiği zaman, onun  hakkında bildiği şeylerden dolayı, peygamberimizin beklenen kişi olup olmadığından emin olmak için, sadaka diyerek hurma ikram etmiş, peygamberimiz onu yemememiş; diğer gün hediye olarak ikram etmiş, peygamberimiz ondan yemişti. Çünkü önceki kitaplarda onun sadaka almayacağı zikredilmekte idi.

Türkiye’ye matbaayı getiren, önceden çok saygın bir papaz iken sonradan müslüman olan İbrahim-i Müteferrika da, yazdığı “Risale-i İslamiyye” adlı kitabında, İncil’de peygamberimizin geleceğini haber veren ayetleri, bu ayetlerin orjinal metni olan latincelelerini de zikrederek aktarmaktadır.[1] Hasılı, müşrikler, yahudiler ve hristiyanlar peygaberimizin geleceğini, hem de son peygamber olarak geleceğini, gelince onun beklenen peygamber olduğunu oğullarını tanıdıkları gibi2/146 kesin bildikleri halde kabul etmediler, onu yurdundan çıkardılar, ona savaş açtılar, hatta zehirlemeye, öldürmeye teşebbüs ettiler, sihirbaz, kahin, mecnun suçlamaları yaptılar; Kur’an’ı kendisinin uydurduğunu, veya bir başkasının ona öğrettiğini iddia ettiler.

Peygamberler aynı tevhid esası üzerine gönderildiği için42/13, görevlerini yaparken de aynı sıkıntı ve zorluklarla karşılaşmışlardır. Saff suresinde peygamberimizin daha önceden müjdelendiği haber verilirken Musa aleyhisselama ve İsa aleyhisselama İsrailoğulları’nın nasıl karşı çıktıklarından da haber verilerek peygamberimize bu yolda çektiği sıkıntılarda yalnız olmadığı da haber verilmiş oluyordu61/5-6. Herkes karşı çıksa da, Allah’ın nurunu tamamlayacağı, dinini üstün kılacağı haber veriliyordu. Allah, kendi dininin yardımcılarına yardımı, canları ve malları karşılığında Adn cennetini vadediyor61/11-13, hem de dünyada zafer müjdeliyordu24/55. Bütün bunların olması için ise önce Allah’a iman etmek, son nebiye uymak, verilen sözleri tutmak ve Allah’ın dininin yardımcıları olma yolunda kurşunla bitiştirilmiş, biribirine sarsılmaz duvar gibi kenetlenmiş kişiler (Marsus-elit insan) olmamız isteniyordu61/2.

Yüce Allah onun Muhammed adını zikretmeden önce onu “Ahmed” diye anmıştır. Çünkü onun Rabbine hamdetmesi insanların ona hamdetmesinden, onu övmesinden öncedir. Var olup peygamber olarak gönderilince de fiilen “Muhammed (çokça övülen)” olmuştur. Aynı şekilde şefaat edeceği vakit de yüce Rabbine, Rabbinin kendisine ilham edeceği hamd ifadeleriyle hamdedecektir. Böylelikle insanlar arasında Rabbine en çok hamdeden kişi, “Ahmed” olacak, sonra şefaat edecek, sonra da bu şefaati dolayısıyla kendisine hamdedilecek, övülecektir.[2]

Böyle bir peygamberin ümmeti olmak ne büyük şeref bizim için. Onu sevmek, bütün sevgilerimizin üstünde olmalı. Bu konudaki bir sahih hadîs-i şerîfinde o şöyle buyurur:  “Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a andolsun ki sizden her biriniz beni, babasından da evladından da tüm insanlardan da daha çok sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.”[3] “Onun için sahâbe-i kirâm (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în) ona hitap ederken, “Fidâke ebî ve ümmî yâ Resûlallâh! Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü” diye söze başlarlardı. Onun yoluna canlarını ve mallarını vermekte tereddüt etmez, gözlerini kırpmazlardı. Hepsi ölmeleri pahasına ona bağlanmış, biat etmişlerdi.

Her zaman olduğu gibi zamanımızda da Resûlullah’ı sevmek; onun yolunda gitmekle, sünnetini ihya etmekle, ümmetine hizmet eylemekle ve bilhassa onun hakikî vârisleri olan ulemâ-i muhakkikîn, meşâyih-i vâsılîn ve evliyâullâh-ı mukarrebîne biat edip bağlanmakla tahakkuk eder. Gün gibi âşikâr ve zahir ve bâhir olan bu gerçeklerden habersiz olanlar ne kadar acınacak durumda! İnsanları, hakkı ve ehliyeti ve salahiyeti olmadığı halde kendisine bağlamaya çalışanlar ne korkunç bir cüret içinde! Onlara kanıp peşlerine gidenler ne kadar izansız ve irfansız! Zavallılar cahiliye ölümü ile ölüp gidecekler…”[4]

Ne acıdır ki, sorumluluk bilincimizi kaybettiğimiz gibi, kulluk ve ümmet olma bilincimizi de kaybettik. Sonumuzu düşünmez olduk. Müjdeleyen ve müjdelenen peygamberin ümmeti olma şerefine layık hareketlerimiz yok.

Sanki, çoğumuz yerilmiş İsrailoğulları ahlakına bürünmüşüz; onlar peygamberlerinin hak peygamber olduğunu bildikleri halde ona eziyet etmişler, biz de peygamber vârislerine, onların hakikî temsilci olduklarını bildiğimiz halde eziyet etmekte, dediklerini yapmamakta direnmekte, onların gündemini takip edecek yerde kendi gündemimizi takip etmekte ve başarı ummakta ısrar etmekteyiz. İsrailoğulları’nın, “sen rabbinle git, o zorbalarla ikiniz savaşın biz burada oturacağız” 5/24 dedikleri gibi Musa aleyhisselama, sanki biz de tabi olduğumuz insanlara aynı şeyi, “siz çalışın biz oturup sizi seyredelim, sizin yaptıklarınızı anlatıp avunalım.” der gibiyiz.

Ama biz vazifelerimizi yerine getirmesek te, peygamberlerin hakiki takipçileri bu yolun hizmetkarları olarak sorumluluklarının şuurunda bayrak yarışını devam ettirerek, isyankar, gafil, şaşkın ve kıymet bilmez takipçilerine rağmen muzaffer ve muvaffak olmaya devam edip, Allah yolunda Marsus olmuş, elit, seçkin insan haline gelmiş dostlarıyla bu uğurda sonuna kadar gayret edip rabblerine kavuşma peşindedirler. Çünkü Allah Teala, sadece peygamberine inanan, ona hürmet eden, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura, Kur’an’a uyanların dünya ve ahirette kurtuluşa ereceklerini haber vermektedir7/157.

Bize de Allah yolunda birbirine kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde olmak; bizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticaret şekli olarak Allah’a ve Resûlü’ne iman etmek, Allah yolunda kula kulluktan kurtulup, hayata İslâm’ın hâkim olması için mallarımız ve canlarımızla var gücümüzle gayret etmek; Allah’ın dîninin, Kur’an’ın hayata hâkim olmasının yardımcıları olmak, Meryemoğlu İsa’nın havârilere: “Allah dâvâsında benim yardımcılarım kim olacak?” deyip de havârilerin de: “Allah dâvâsının yardımcıları biziz.”61/14 dedikleri gibi bize de öyle demek düşmektedir.

Eğer bilirsek, bu bizim için en hayırlı olandır. Diğer bir önemli konu da, yapmayacağımız şeyleri söylememek, verdiğimiz sözlerde durmak, verdiğimiz en büyük sözün Allah’a iman etmekle O’na olduğunu bilmek; yapmayacağımız şeyi söylememizin Allah yanında ne kadar çirkin olduğunu bilmek olmalıdır.

* Mahmud Salih


[1] Mahmud Esad Coşan, Risâle-i İslâmiyye: Matbaacı İbrahim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye adlı Eserin Tenkitli Metni, Server İletişim, İst. 2008.

[2] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/297-299.

[3] Enes b. Mâlik’ten nakledilen hadis için bk. Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 70; Nesâî, “Îmân”, 19, hadis no: 5013-5014; İbn Mâce, “İftitâh”, 9, hadis no: 67; Ahmed b. Hanbel, III, 177, 275, 278, hadis no: 12837, 13939, 13991; Dârimî, “Rikâk”, 29, hadis no: 2741.

[4] Mahmud Esad Coşan, Allah’ı ve Resûl-i Edîbi’ni Sevmek, http://www.iskenderpasa.com/2307E7A4-0CCE-4F24-865A-C978ED00EB16.aspx , erişim 20.03.2011.

 

4 Yorum »

  1. İsmet Bahadır Demiş ki:

    Müjdelenen ve müjdeleyici bir peygamber olan Resul-i Ekrem (sav)i, çok güzel ve akademik bir uslupla aktaran ve açıklayan, bu arada, onun hakiki varisleri olan Rabbani Alimlere ve Onların gösterdiği hedeflere tabi olunması gerektiğini, kendi gündemlerimize esir olmamak gerektiğini,Hz. İsa(as)’ ın havarilerinin kendilerine, “yardımcılar” olması gibi,Rabbani Alimlerimizin kendilerine ve hedeflerine odaklanmamız ve projelerinin gerçekleştirilmesinde canla başla hizmet etmek suretiyle,”bünyanün marsus” “kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde olmak”şeklinde azim,şevk,heyecan ve yüksek bir fedakarlıkla hazır olmamız gerektiğini ve “yardımcılar”olmak şerefini ahz ederek ve etmiş olarak gözlerimizi kapatmayı hedeflerimizi vurgulaması güzel olmuştur.Kendisine şükranlarımızı sunuyoruz.

    comment-bottom
  2. İsmet Bahadır Demiş ki:

    İsmet Bahadır Demiş ki:
    Müjdelenen ve müjdeleyici bir peygamber olan Resul-i Ekrem (sav)i, çok güzel ve akademik bir uslupla aktaran ve açıklayan, bu arada, onun hakiki varisleri olan Rabbani Alimlere ve Onların gösterdiği hedeflere tabi olunması gerektiğini, kendi gündemlerimize esir olmamak gerektiğini,Hz. İsa(as)’ ın havarilerinin kendilerine, “yardımcılar” olması gibi,Rabbani Alimlerimizin kendilerine ve hedeflerine odaklanmamız ve projelerinin gerçekleştirilmesinde canla başla hizmet etmek suretiyle,”bünyanün marsus” “kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde olmak”şeklinde azim,şevk,heyecan ve yüksek bir fedakarlıkla hazır olmamız gerektiğini ve “yardımcılar”olmak şerefini ahz ederek ve etmiş olarak gözlerimizi kapatmayı hedeflerimizi vurgulaması güzel olmuştur.Kendisine şükranlarımızı sunuyoruz

    comment-bottom
  3. Muhammed Mücahid Menekşe Demiş ki:

    Mevlana diyor ki:”Kim can gözüyle görürse, her
    şeyi apaçık görür.”
    Yazınızın can gözüyle okunması dileğiyle
    Allah(C.C) razı olsun.

    comment-bottom
  4. Muhammed Mücahid Menekşe Demiş ki:

    MÜJDELER VAR!

    Susun, dinleyin ötelerin sesini,
    Dinleyin Efendimiz’den müjdeler var.
    Delin karanlıkları,yırtın gaflet perdesini,
    Gelin Efendimiz’den müjdeler var.

    Göklerde adı “MUHAMMED” dediler,
    İsa’nın dilinde “AHMET” dediler,
    Alemlere rahmet dediler,
    Görün Efendimiz’den müjdele r var.

    Ağlayın rahmet yağsın göklerden yere,
    Son bulsun yeis, can gelsin gönüllere,
    Müjdeler var, RAHMAN’dan kullara,
    Bilin ,Efendimiz’den müjdeler var.

    Sarın özgürlük kuşunun kırık kanadını,
    Susturun ezilmiş mazlumun feryadını,
    Haykırın dağlar ,taşlar O’nun adını,
    Söyleyin Efendimiz’den müjdeler var.

    Hakkın tokmağı ile zulme son verin,
    Kalkanı olun, mazlumların,ezilmişlerin,
    Kalkın ayağa önlerine setler gerin,
    Gerin Efendimiz’den müjdeler var.

    Bitsin sessizliğe hapsolmuş çığlıklar,
    Kurtuluşa koşun haydi kalabalıklar,
    Ayrılıktan dem vuran bağrı yanıklar,
    Görün Efendimiz’den müjdeler var.

    Sultanlık vaat edin kuyudaki Yusuf’a,
    Fırtınalar dokunamaz,iman gemisinde Nuh’a,
    Yollar açın O ” Mukaddes Ruh”a,
    Güller serin Efendimiz’den müjdeler var.

    İbrahimler’i nemrut ateşi yakamaz,
    Firavun gömüldü dalgalara, çıkamaz,
    Ebu Cehiller artık hor gözle bakamaz,
    Güvenin Efendimiz’den müjdeler var.

    Kutlu olsun Müslümanlar sizlere,
    MUHAMMED ümmetiyiz, ne mutlu bizlere,
    Haber verin O’ndan habersizlere,
    Haber verin Efendimiz’den müjdeler var.

    Ümitler yeşerdi,ümitsizlik çöllerinde,
    Bir başka koku var, Gül-zârın güllerinde
    Taht kurmuş, nazar eyler gönüllerinde,
    Gözleyin Efendimiz’den müjdeler var.

    Mest olmuş aşıklar, kendinden geçer,
    Ashâb dizilmiş yollara ,üçer-beşer,
    Geliyor cennetten Seyyid’i nev’-i beşer,
    Çekilin Efendimiz’den müjdeler var.

    Her bir yanı ismi ile donatın,
    Haberdâr olsun her zerresi kâinatın,
    Geliyor ilk misafir ruhu kâinatın,
    Dirilin Efendimiz’den müjdeler var,

    Alemlerin Efendisi, son peygamber,
    “Bırakın ayrılığı ,bir olun” der,
    Ötelerden en güzel haber,
    Dinleyin Efendimiz’den müjdeler var!..

    comment-bottom

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL

Yorum yaz