Rss Feed
Tweeter button
Facebook button
Myspace button

Akılla Kalbin Buluştuğu Nokta

El-muallim(sav); En yüksek“akılla”,  Nazargahı ilahi olan “kalbin” buluştuğu nokta.

Binder,  el-Emîn (sav)  kandil özel programlarından sonra bu yıl da Peygamber Efendimiz’in “el-Mualim” (sav) vasfını anlatan bir program düzenledi.
Binder bu çalışmasıyla; Resul-ü Ekrem(sav)’ i sadece genel ifadelerle değil, aynı zamanda son derece özel, “O” nu bütün güzel yönleriyle, toplumun vicdanıyla buluşturmak için de bu adımları atmış bulundu.
El-Muallim (sav), sıfatı bize neleri hatırlatıyordu ve neleri hatırlatmalıydı?
Şüphesiz bu sıfatında, Hz Peygamberin, aslında bütün sıfatlarını toparlayan ve belki de diğer sıfatlarının da merkezinde olan bir sıfatını gündeme taşımak önemli bir çabaydı.
Bu sıfatla beraber toplumun gündemine, Alim kimdir?, İlim nedir?, Ne anlama gelmektedir?; bu gün içinde yaşadığımız bilgi  toplumunun anladığı bilgi ile karşılaştırıldığında İlim “aynı şeyi” mi ifade etmektedir? Sorularına da cevap aranmalıydı.
İlmin önemi, Resulü Ekrem (sav) hayatında son derece belirgindi.
Kendisine Peygamberliğin geldiği o kutlu belde Mekke’ de okuma yazma bilenlerin sayısı, bir elin parmaklarını bulmuyordu.
Kendisine ilk nazil olan ‘mübarek ayet’ “oku” şeklinde nazil oluyordu. Bu mübarek ayet kitabi bir dinin mensuplarına hem önemli bir sorumluluk yüklüyor hem de onların kurulacak İslam medeniyetinin kurucu unsuru kılıyordu.
Bu medeniyet okuma temeline dayalı bir medeniyet olacaktı.
Medeniyetin ilk tuğlalarını, Resul-i Ekrem(sav) inşa ediyordu. Mescidi Nebevi’de Ashab-ı Suffe ile medeniyetin temeline kültür ve eğitimin harçları atılıyordu.
İmkan yoktu. Ama varsın olmasındı. “iman” vardı ya, ondan büyük imkan olurmuydu?
Hz. Fatıma (r.anha) validemizin ve Hz Ali (r.a) efendimizin elleri nasırlaşmış olabilirdi. Ama köleler satılarak, Ashabı-Suffenin ihtiyaçları karşılanacaktı. Eğitim ve öğretim kurulmaya başlanan İslam medeniyetinin en önemli öncelikleriydi. Allah Resulü’ nün göz bebeği, Cennetin en seçilmişlerinden olan kızı Hz Fatıma bekleyebilirdi. Beklesindi. Ancak ilmi çalışmalar bekleyemezdi. Beklememeliydi. O kutlu insanın acelesi vardı. Bir an önce, yetim ümmetin ilim mirası oluşsun ve bu miras sahiplerini bularak yolculuğunu devam ettirsindi.
Arkasından Abdullah bin Mesud( r.a) gibi sahabeyi kiram hazretleri hemen mirası devralıyor. “Dar-ül Kura” denilen yatılı mekteplerde ilmi çalışmaları aktive ediyorlardı.
O kutlu insan, bir hedef gösterirdi de o vahyin nesnesi olan, o mübarek toplumun neferleri boş dururlarmıydı.?
İlim insanla buluşuyordu. İlim insanla buluşunca, kömür’ün elmasa dönüşmesi gibi, insanlık tarihi de değişiyordu. İnsan değişiyordu. Hz. insan ortaya çıkmaya başlamıştı. İnsan değerliydi. Değerini ilimle daha net bir şekilde fark ediyordu. Öğreniyordu. İnsanı-ı Kamil hedefine doğru emin adımlara başlayan yolculuğun yolcuları, bu rabbani medeniyetin harcını “oku” emri rabbanisi ile atıyorlardı. Bilgi insanlaşıyordu.
Bilginin ve irfanın olmadığı  toplumun insanı insanlıktan uzaklaştırdığı açıktı.
Kur’anın nazil olduğu toplumda bunun her türlü örneği vardı.
Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Bunun yaşandığı toplum için başka ne vardı sorusunun sorulmasına gerek yoktu. Çünkü olmaması gereken her şey vardı.
Bilgi insanın entelletüel çabasının bir karşılığı olarak ele alınmadı. Bilgi hayatla buluştu. Bilgi insanla buluştu. Bilgi insanla buluşunca, “irfani bilgi” ortaya çıktı. O kutlu insan dedi ki :“Alimler peygamberlerin gerçek vârisleridir.” “Alimin diğer insanlara üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.” “Alimin uykusu bile cahilin ibadetlerinden daha değerlidir.”
O’ nun varisleri ancak alimlerdi. Gerçek mirasçılarının “alimler” olduğunu vurguladı.
Ve peygamber geleneği, “rabbani alimler” üzerinden devam etti…
En değerli olan şey ilimdi. O ilme sahip olan en değerli insandı ve “O” nun varisiydi. Varlıkların en değerlisi olan Hz Peygamberi temsil yetki ve yeterliliği sadece ve sadece alimlerdeydi. Demekki o en değerli olana yakın olmak günümüzde, O’ nun emanet ettiği ilme sahip, rabbani alimlere yakın olmak ile gerçekleşirdi. Bu durum, İslami Medeniyetin hedefi olan, İnsan-ı Kamil’in  oluşması için nasıl davranması gerektiğini, kimlere yakın olması gerektiğini, kimlerin yol göstericiliğinde yürümesi ve kendisini inşa etmesi gerektiğini gösterecekti. İslam Medeniyetinin hedefi ; Cenab-ı Hakk’ ın razı olduğu bir toplum modeli oluşturmaktı. Bu da ancak bu toplumu “İnsan-ı Kamil“ merkezli bir toplum haline getirmekle mümkün olabilecekti. İnsani güzel bütün hasletler bu toplumda ortaya çıkacaktı.
Egoist, çıkarcı, kendi menfaati dışında hiç  bir düşüncesi olmayan, insanlar yerine, şehit olurken bile kendisine sunulan, ölümüne arzu duyduğu bir bardak suyu da, diğer tarafta şehit olmak üzere su diye inleyen kardeşine göz ucuyla götürülmesini işaret edecek kadar “diğergam” bir insan tipi meydana gelecekti.
İnsanlık aleminin görmediği ve belki de bir daha göremeyeği bir özel toplum oluştu. Sahabe toplumu…
Onları Muallimleri, Resul-ü Ekrem ( sav) idi. O ne güzel muallimdi. O en güzel muallimdi.
Cahil ve vahşi bir toplum üzerine öyle bir medeniyet inşa etti ki, O kutlu insanın beşeriyete hediye ettiği “bu toplum” yeryüzüne bir daha gelemezdi.
Çünkü O’nun gibi bir muallim yeryüzüne bir daha gelmeyecekti.
O muallimlerin de muallimiydi.
El-Muallim( Sav) idi.
Cenab-ı Hakk kitabı keriminde, El-muallim’ i mü’minlere büyük bir lütuf olarak müjdeliyor ve şöyle diyordu:
Ali İmran Suresi Ayet 164:Hakikaten Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu da: Kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyan, onları (fena huy ve günahlardan) temizleyen ve onlara Kitab’ı, hikmeti öğreten bir Resûl gönderdi. Halbuki onlar, bundan önce hiç şüphesiz açık bir sapıklık içinde idiler.

————————-
Av.İsmet BAHADIR
Araştırmacı-Yazar

1 Yorum »

  1. Muhammed Mücahid Menekşe Demiş ki:

    Nasıl hayran olmam sana,
    Her güzellik Sende iken EFENDİM!
    Veda etmek ister gönül cana,
    Rahat yok can tende iken EFENDİM!

    Kendimden geçip son vereyim hicrana,
    Vuslat yok,ben bende iken EFENDİM.
    Sığınayım ,her ne varsa Senden yana,
    Huzurluyum gölgende iken EFENDİM!

    Ne mutlu bizlere ki;O’nun Ümmeti ve talebeleriyiz.Ellerinize sağlık ,çok güzel anlatmışsınız.

    comment-bottom

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL

Yorum yaz